Galatasaray geçtiğimiz sezon yerel yarış özelinde beklentilerin çok altında bir sezon geçirdi.

Buna neden olarak pek çok faktör sayılabilir ancak geçtiğimiz yılın başından sonuna vurguladığım ve hala arkasında olduğum, çoğunluğun da katıldığını gözlemlediğim net bir etmen var: Galatasaray’ın kadrosu son derece yetersizdi.

Geçtiğimiz sezonu kapsayan ve farklı bölümlerde kaleme alınmış pek çok içerikte ya da podcastlerde değindiğim bu durumu, yazıyla ilintili olacağından ve ilk kez okuyacak insanları düşünerek yeniden açıklamak istiyorum.

Birinci başlığımız; Galatasaray’ın geçen yılı.

Taylan-Berkan-Cicaldau ve kısıtlılık

Geçen yıl sarı-kırmızılıların problemler sarmalının başında orta sahası geliyordu.

Fernando Reges gibi hem tek hem çift pivot olarak standart üzeri performans göstermiş bir ismin ardından 6 numaraya Taylan’ı devşiren Terim’in elini Belhanda’nın varlığı kuvvetlendiriyordu.

Faslı oyuncunun topun 1-2-3. bölgeler arası dağıtımına destek birimi olabilmesi, Taylan’ın bu konudaki yükünü hafifletiyor ve zaaflarını maskeliyordu. Belhanda denklem dışına çıktıktan sonra da bu görevi Gedson Fernandes üstlendi.

Geçen yıl hem Gedson hem de Belhanda’nın yokluğunda Galatasaray bu isimlerin yerini benzer kalitede bir oyuncuyla dolduramadı. Haliyle hem Taylan hem de Berkan gibi aslında elit 8’lerin (ya da 8’den kırma 6’ların) yanında tamamlayıcı olması gereken profillerin rolü büyüdü.

 

Rakibin ön alan presine karşı çevre kontrolü ve vücut dönüşleri zayıf kalan, topla yeterince mesafe kat edemeyen, özet bir tabirle sırtı dönük top alamayan bu ikili, yıl boyunca sıklıkla kendi kalesine yakın bölgede top kaybına neden olarak gol, kırmızı kart gibi olumsuz neticeler doğurdu.

Orta sahanın üçüncü üyesi olan Cicaldau da esasen Romanya’da Emre Akbaba’ya benzer şekilde forvet destekçisi gizli şutör olarak tabela yapmıştı. Akbaba’dan farklı olarak şut kalitesi daha düşük ve saha içi eforu daha yüksek olmakla beraber, savunma önünde ya da merkezde top alma alışkanlığı bulunmuyor, topun bir şekilde üçüncü bölgeye taşınmasını bekliyor, amiyane tabirle toptan ‘kaçarak’ oynuyordu.

Galatasaray ayak kalitesi yüksek iki stoperle oynamasına rağmen bu oyunculardan yalnızca Marcao topla 15-20 metre dolaylarında kat edebiliyor, iki beki oyun kurulumuna direkt dahil olamıyordu. Mecburi olarak direkt toplarla hücuma çıkma denemeleri de hücum oyuncularının eksikleriyle tıkanıyordu.

Sırtı dönük oyunu zayıf kalan Mustafa Muhammed, bunu yapabilmesine rağmen ceza sahası içerisinde tek santrfor olarak pozisyona girmekte ve yeterli sayıda gol atmakta zorlanan Halil Dervişoğlu ve kendisine çizgide 1v1 arayan Kerem’in olduğu rotasyon içerisinde yüksek topları alabilen tek isim Babel’di. Sırf bu sebepten hem Terim hem de Torrent döneminde kullanılıyor olsa da Babel’in de çok ciddi bir tempo problemi vardı.

 

Tüm bu problemler kümesi neticesinde Galatasaray net bir kimlik kazandı: Topun arkasında altılı blokla savunma yapabilen, geniş alanı kullanabilen enerjik bir takım ancak dar alana hücum ederken vasat kalan bir ekip.

Haliyle tüm bu sorunlar, yeni sezon öncesi gözleri öncelikle orta saha eklemelerine dikti.

Lucas Torreira neden tercih ediliyor?

Galatasaray’ın ilk orta saha transferi, aslında yapabildiklerine aşina olduğumuz ve olmayanlar için de günler boyunca yeterince anlatılan Sergio Oliveira oldu.

Oliveira iyi bir üretici. İki hat arasında ofansif açıdan köprü görevi görebilecek, topa doğru yön verebilecek bir parça. Buna rağmen Galatasaray’ın hala 1 ve 2. bölge arasında istasyon olabilecek oyuncu eksiği vardı.

Bunun kanıtını, hazırlık maçlarında Abdülkerim Bardakçı’nın pas hataları üzerinden açıklanan gollerde görebiliyoruz. Özellikle Fehervar maçında Abdülkerim’in topu çıkardığı esnada önünde dağınık beşli bir pres bloğu varken bütün Galatasaray orta sahaları rakiplerinin arkasında kaldı.

 

Dolayısıyla Okan Buruk için en kritik ekleme, stoperlerden ilk topu alacak, bunu yaparken paralelinde başka bir oyuncuya ihtiyaç duymayacak, minimum top kaybı oranıyla topu ön bölgeye iletecek bir isim olacaktı.

Torreira da bu yüzden talep edildi.

İtalya kariyerinde elit bir regista performansı veren, bu rolü dolduran ve fiziki ölçüleri yüksek olmayan çoğu oyuncunun aksine sert ve eforlu bir oyun karakteri bulunan Uruguaylı yıldız, vücut dönüşlerinin kalitesi, topla kısa adımını yönetebilme becerisi ve hızlı karar alma yeteneğiyle stoperler ve önündeki orta saha bloğu arasında direkt bağlantı kurabilecek bir profil.

Bu durum, büyük oranda geri basmak istemeyen oyunculardan kurulu Galatasaray ön beşlisini istediği noktada topla buluşturabilmek ve geçen yılın aksine geriden topla çıkış pratiği kazanabilmek için çok kıymetli.

Torreira ve Oliveira’nın olası partneri ve yeni Galatasaray

Sarı-kırmızlı ekip, Torreira ile ismi anılmadan önce Norveçli Fredrik Midtsjö’yü kadrosuna katmıştı.

Olası Torreira eklemesiyle beraber elde üç yeni orta saha bulunacak olmasına karşın, kendi adıma uzun vadede merkez üçlüsünün bu isimlerden oluşacağını düşünmüyorum.

Fikrimi açayım.

Okan Buruk, Medipol Başakşehir döneminde oyunu enine-boyuna genişletmeyi tercih etmiş, bu sayede çizgilerdeki kanat oyuncularına 1v1 eşleşmeler hazırlanmasını amaçlamış, santrforlarına konfor alanı sağlamış, bu genişlemenin getirdiği tüm riskleri (birazdan değineceğiz) kabul etmişti.

Benzer bir yapıyı Galatasaray’ın hazırlık maçlarında da görüyoruz. Üstelik bu yalnızca hocanın tercihi değil, bir noktada mecburiyet.

Galatasaray, hücumunun en büyük gücünü Yunus ve Kerem’in varlığından alıyor. İki oyuncu da açık alanı işleyebiliyor, geçişi oynayabiliyor, servis yapabiliyor ve skorer özellikleri var.

 

Bununla beraber, her ikisi de savunmacılara nazaran düşük fizikli isimler oldukları için bu oyuncuları sürekli dar alanda kullanmak, maç boyu rakip savunmayla temasa girmelerine vesile olmak erken kopmalarına yol açabilir.

Dolayısıyla bu oyuncuları rakip temasından kurtarmak, bunun için de sahayı genişletmek ve onlara 1v1 oynama imkanı kazandırmak gerekiyor. Hem Yunus hem de Kerem topla merkeze kat edebildikleri için, taç çizgisine yakın noktada buluşsalar da istedikleri eşleşmeyi yakaladıkları takdirde kaleye inebiliyorlar.

Tabii bu durum, orta saha tercihini de direkt etkiliyor.

‘İkinci forvet’ rolünde, tamamen dar alana ya da topsuz ceza sahası koşularına endekslenerek oynayacak bir kanadın olmadığı senaryoda, Seferovic ya da ileri uçta oynayan herhangi bir oyuncunun yalnız kalması gibi bir risk doğuyor.

Seferovic’in oyun karakterini top dağıtıcılığının belirlediği düşünüldüğünde, onu ceza alanı ve çevresinde tek bırakmak takımı ciddi oranda kısıtlama tehlikesi doğuruyor.

Torreira, Midtsjö ve Oliveira’nın uzun vadede beraber kullanılmayacağına dair fikrimin temelinde de bu yatıyor. Zira Galatasaray’ın orta sahadan bir ‘ikinci forvet’ rolü çıkarması gerekiyor.

Emre Akbaba’nın hazırlık kampındaki formda görüntüsünün nedeni böyle bir rol dağılımı içerisinde oynamasıydı. 2020-2021 sezonunda topla temposuz kalan kanatların ve Onyekuru’yu işleyecek kadar üreticisi kalmayan orta sahanın etrafında kendisinden pas bağlantılarına daha fazla katılması, daha çok top taşıyabilmesi gibi beklentiler oluşuyor ancak bunun altında kalıyordu.

Mevcut sistemde Emre Akbaba, istediği gibi ikinci forvet rolü ve skor katkısı üzerinden değerlendirilecek konumda. Muhtemeldir ki Evander transferinin talep edilme sebebi de bu.

 

Set içerisinde, rakibine çok fazla alan bırakmadan oynamaya çalışan ekiplere karşı açık saha bire birleri yakalamak kolay değil. Burada hem Galatasaray merkezinin top kullanım hızı hem de rakibinin set savunmasında ne kadar efektif olduğu belirleyici olacak.

Potansiyel riskler

Son dönemde oyuncuların boyu ve takımların boy ortalamalarıyla alakalı iki kesin kutup oluştu.

Bir grup kati suretle yüksek fizikli takımlar oluşması gerektiğini savunuyor, diğeri de bunu ‘tamamen’ reddediyor.

Kendi adıma, özellikle son iki yılda iddia ettiğim ve iddiamla örtüşmeyen örnekleri gördükçe yüksek fizikli takımların kıymetini zihnimde oturtmuş durumdayım.

Galatasaray’ın ilk 11’inin en büyük iki potansiyel riskinden biri, duran top ve yan top savunmasında sorun yaşama ihtimali olacak.

Yıllardır duran top ve yan top savunmasında problem yaşayan, bunu hemen her yıl en az bir derbide ağlarından gol çıkararak tekrarlayan, geçen yıl rakip forvetlerin ön orta saha oyuncularıyla eşleşerek yarı alanına yerleştiği bir ekip için bütünüyle göz ardı edilmemesi gereken bir soru işareti bu.

Bir diğeri, Galatasaray’ın geniş alana yerleşme tercihi (ve biraz mecburiyeti) sonucu gösterdiği defansif zaaflar.

Hazırlık dönemindeki pek çok maçta sarı-kırmızılı ekip, ceza sahası ve çevresinde geniş alanı kontrol edecek bir isim bulunmaması nedeniyle fazla sayıda şut imkanı vermiş, kalesinde gol de görmüştü.

Torreira çok net pas arası ve top kapma verileri sunuyor. Bununla beraber, bahsi geçen genişliği tek başına kontrol etmesi mümkün olmayabilir.

Peki bunun çözümü ne olabilir?

Akla ilk önce Galatasaray’ın topa sahip olmadığı dakikalarda pres hattını yüksek bir noktaya çıkarması, rakibi ve topu kalesinden uzak tutmaya çalışması geliyor.

Bu tercihi garanti kılmayacak en önemli faktör stoper ikilisi. Zira oyun alanı genişledikçe atletik eksiklikleri ortaya çıkan Nelsson ve Abdülkerim’i ön alan presine bağlamak, o presin aşılması halinde açık alanda yakalatmak büyük risk.

 

Bu nedenle en akla yatkın yol, rakibi orta bloğa çekmek ve burada bozmak gibi görünüyor.

Orta blok presi sadece sizinle ilintili olmuyor. Katı bir anlayışla sahaya çıkan rakibin savunma hattını oyunun merkezine kadar çekebilmek güç.

Bu bilince sahip ve orta blok presini başarıyla uygulatan pek çok antrenör, rakiplerini bu tuzağa çekebilmek için zaman zaman sahte baskılar yapma, bazen de oyunun küçük bölümlerinde tamamen geri çekilip rakibe çıkacak alan verme gibi tuzaklar deniyor.

Başlık Galatasaray üzerinden olduğu için buradan bir örnek verelim.

2017-2018 sezonunda Fatih Terim, Galatasaray’ın başına geldiğinde Tudor döneminde tam saha üzerinden yapılan presten vazgeçmişti. O dönem Ndiaye satılmış, Fernando sakatlanmış ve Donk-Selçuk ikilisiyle bütün bir saha boyunca pres yapmak olanaksız hale gelmişti.

Ayrıca ön alan baskısıyla kazanılan toplar, hızlı karar vermeyi ve kısıtlı hareket imkanıyla tek vuruş/tek pas yapabilmeyi gerektiriyordu. Bu da Garry Rodrigues’i sınırlıyordu.

Terim, ilk olarak Gomis’le başlayan sahte bir baskı üzerinden rakiplerini orta bloğa çekmeye başladı. Burada top kazanan Galatasaray koşu alanı buluyor, o alana Garry Rodrigues’i sarkıtıyor ve tabela üretiyordu. Zaten Garry’nin Tudor ve Terim dönemleri arasındaki tabela farkı da böyle oluşuyor, zayıf set savunması da bir nebze örtülüyordu.

Olası Torreira eklemesi sonrası Okan Buruk’un da benzer bir tercihte bulunabileceği kanısındayım.

Satırların sonuna geldik. Vakit ayıran ve bu noktaya kadar okuyan herkese teşekkür ediyor, sağlıklı günler diliyorum.